şiir - Ihlamur kokulu rüzgar - Blogcu



Ihlamur kokulu rüzgar

Vahiy yaşam biçimine dönüşmüyorsa,hayata rengini vermiyorsa ,hayatın merkezine oturmamışsa anlaşılmıyor demektir

1/12/2009 - Yaraları Bir Olanlar ANCAK KARDEŞTİR!

Kategori: siir


1)

 

Neden mi bir susmak haritası serili bakışlarımda?
Çünkü çok uzundu… Çok! bır..ak..tıkla..rım!

 

Elimden bir şey gelmedi,
Kestim ellerimi, her şeyden geri
Çağırdım beni
Tüm ziyanlardan!

 

2)

 

Söyleyecek bir sözüm kalmadı
Gözlerimi geri çağırdım uzaklardan
Döneceğim tek yer: içim...

 

Yaraları bir olanlar ancak kardeştir

 

Bana her şeyi şimdi yeniden anlat
Durgunlaştığı zaman karanlık odalara bölünen kalbime

 

Yüzümü üflerken buluyorum ateşlere
Yüzümden ne istiyorum ellerimden ne?
Beni tanımasınlar mı?
Geceleri hayatı notlarına çeken bu adamdan
Kaçırdığım ne?
Söyleyeyim:
var olandan düşümdeki beni…
Kim var olandan öte ki?


3)

 

Konuşmayacak mısın?
Ben söyleyeyim o zaman
Biz senle kardeş değiliz, çünkü yaralarımız bir değil
Ben senle uzaklara bakmak istedim sen gözlerini içime diktin
Ben kesik ellere uzattım ellerimi, senin ellerin ellerimdeydi
Ben acılarını sahiplendim, sen bir acı olmayı tercih ettin
Ben senin ellerine fidan
Sen benim ellerime kurşun verdin..

 

Keskin kılıç önce sahibini keser derdin ya
bendim kılıçlara sahipsiz bir yetim olduğumuzu söyleyen...

 

Ben çocuğu olduğu zaman köle azad eden bir peygamberin sevincinden
Eşini kaybettiği için göçe katılmayan bir leyleğin acısıyla döndüm böğrüme
Bilir misin?

 

Sen geceleri kaça bölündüğümü mesela?
Ne işim var benim sizin aranızda?
Neden dağ(ılan)larla değilim sanki?
Neden zenginden alıp fakire vermem ki?
Neden yazar insan, kusmak yerine
Ah! kalbim bir savaş alanı: bilene…

 

4)


Keşke bir tutku bağışlasaydı bana zaman
Bir aşk kalsaydı elimde ve de zeytin…
Su biraz ve tuz…
Annemin saçları ve babamın sesi..
Dostlarım ve varoşlar…
Kürt mahalleleri ve…


5)

 

...Boş ver bak terk ettim işte

Yaraları kardeş olanlar müminidir bir dostluğun
Ben hangi aşkın kardeşiyim söyle
Ben hangi kuyuyum …

 

Bıraktım her şeyi
İyi ki varım ve soluyorum yaşamı
Gözlerim var bakarken gördüğüm
Ayaklarım var gittikçe gittiğim
Götürdüğü yere gidebildiğim kadar bir yüreğim

 

6)

Ben varım anlıyor musun yok edilen her şeyden geriye her şeyde!
Ben kendimin kardeşi ve ruhumun yoldaşı

 

KayıpKentli 25 haziran 2009/Kıztaşı-İst..03:45

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/11/2009 - söz insan içindir

Kategori: siir

Sırlı sözleri asla sevmedim
Önemi, yalın olana

verdim
Zoru değil, kolayları sevdim

İnci tanelerine benzeyen
Nice kelimeler var süslenen
Sürekli güler sırlar içinden
Anlaşılmazlıkla düşündüren
Neler söylüyor, hiç bilinmeden


İkiyüzlülük giren sözlerden
Çaresiz bırakılmış kalplerden
İlkesiz rastgele söylemlerden
Nedameti olmayan eylemden
Derinlik arayamam asla ben
İncinen kalbimle seyrederken
Riyakârlar geçer göz önümden

Yarına gülümsesem düşümde
Aklım kalır mı hayat içinde?

İnsan kayboluyorsa yaşamda
Nasıl düşünür şaşkınlığında?
Sahip olduğu değerler yoksa
Amaçlar çıkarlara kurbansa
Nirengi, yaşamda kaybolmuşsa 
Lal diller, yalan konuşuyorsa
Işıklar kararıp sönüyorsa 
Kötülük hâkimdir aydınlığa

Kaybedilmiş insanlık düşüme
Anlamlı söz söylemek neyime?
Yalanı atmadım sözlerimden
Bedenim riyakâr, titremeden
Edep bir masal ta geçmişimden
Düzen aklımı sınırlamışken   
İlkelerim kaybolup gitmişken
Lisanım yok, dilsiz konuşurken 
Miyar, nerdesin, gel artık bana
İnsanca düşlerim var yarına 
Şaşırmış, karışık yaşamımda
Sevgi arıyorum paylaşımda
Elim sende, kalmasın havada


Söz insan içindir, ya insanlık kaybedilmişse?

(Şiir akrostiş ve hece üzerine yazılmıştır)

MEHMET ÇOBAN   

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/1/2009 - bizi affet ey çocuk

Kategori: siir


BİZİ AFFET EY ÇOCUK!


Ey gözlerinde yıldızlar kayan çocuk!
Zifiri karanlıklar içinden uzattığın elini göremedik, affet…
Siyah renkli dumanlar, sararken gökyüzünü
Sen de göremedin değil mi
Vurulan kuşlarının,babanla birlikte, nereye uçtuklarını…
Tekerleği kırılmış oyuncak kamyonunun kasasında mı hayallerin?
Yoksa, sapanındaki taşa mı yükledin geleceğini?
Hangi el söküp çıkarabilir bu saatten sonra,
Ablanın , ciğerine batan acı çığlıklarını…
Hangi diyarlardan esip gelen rayihalar, merhem olur yarana?
Kan kırmızısı yaşamların kıyısında akıp giderken hayatın
Gözlerin düşüyor, dikenli tellerin en dikenli noktasına
Bizim gölgelerimiz ise, titreyen mum alevlerinde tutsak.
Biz, havai fişekler patlatırken, rengarenk,
Bomba sesleriyle bölünüyor senin uykuların…
Annen gözyaşlarını siliyor örtüsüne
Öldürücü çaresizlik diz boyu.
Ey rüyalarına siyah hüzünler düşen çocuk!
Biz, hevesin binbir rengine müptela hayatlarımızda
Yüreklerimizde binbir arzuyla
Kumlara çiziyoruz tul-u emellerimizi
Şımarık zengin çocuklarının oynaştığı bu vahşi çağda
Koruyamadık kendimizi, onlar gibi mi olduk?
Kardeşliğimizi yitirdik bir cemre zamanı, çocuk!
Varlığımızı dayanıksız bıraktık.
Tuğlaları düştü tek tek binamızın.
Kalbinde yarası kanayanlar bir bir gittiler uzaklara
Bizim payımıza ise , çölde tuz yemek düştü.
Mumdan küçük gemilerimiz vardı
Ateş denizinde eriyip gittiler, dualarımız gibi.
Ey baharında eylülü yaşayan çocuk!
Biz  Karun saraylarında izlerken olup biteni
Sen dublörsüz oynuyorsun filmin son karesini…


NESİBE ÇİĞDEM

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2008 - şeriat imanımızdır

Kategori: siir

Şeriat dinimizdir imanımızdır
Ruhu canımızdır hem cananımızdır
Onunla bahar gibi canlanır hayat
Çünkü hayata renk veren kanımızdır

Şeriat aşktan inen ilahi nurdur
Ölü kalpleri uyandıran sürurdur
Vahşet girdabında olan toplumları
Kurtarmaya talip ilahi huzurdur

Şeriat Hak'tan gelen tatlı sedadır
İzzet ikbal veren ilahi edadır
İksiri hayat olan nurlu yoluna
Binler canımız başımızda fedadır

Şeriatsız hayat gayet acıdır
Ruhu şeriat mü’minin baş tacıdır
Sonsuz maraza mübtela insanlığın
Derdini giderecek tek ilacıdır

Şeriat sonsuz saadet kaynağıdır
İnsanlık çölünde Kevser ırmağıdır
Beşeriyete hidayeti gösteren
Gökten uzanan işaret parmağıdır

Şeriat ebedi felahın başıdır
Mahrumların hayat suyu ve aşıdır
Ebedü’l-âbâda giden kutlu yolda
Konaklara konmuş işaret taşıdır.

Şeriat mazlum halkları koruyandır
Onun aslı temel yasası Kur’an’dır
Şeriatten mahrum kalan bedbahtların
Akıbeti sonsuz hicranla hüsrandır.

Hükmü şeraitte ab-ı hayat vardır
Parlak ışığı sonsuzluğa kadardır
Şeriatten rahatsız olan melunlar
İnsan bozması vahşi bir canavardır.

Şeriat aleme ışık saçmaktadır
Kur’an, insanı ona çağırmaktadır.
Huzura muhtaç olan şu bahtsız asra
Gerçek kurtuluş yolunu açmaktadır.

Nur çağı geldi şeriat hükmedecek
Dünyayı karartan şu vahşet bitecek
Zincirlere vurulmuş mazlum halkları
Yüce terakkilere hızla itecek

Şeriat saadet saçan nuru haktır
Ondan gafil olanlar eşsiz ahmaktır
Ebedi felaha ermenin tek yolu
Şu naciz hayatı ona adamaktır

Şeri ahkamın emrinde olacağız
O kutsal yolda sabit kalacağız
Şeraite düşman olan melunlara
Ömür boyu hep korkular salacağız.




İSLAMİ DAVET

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/10/2008 - ben nasıl güleyim söyleyin dostlar

Kategori: siir

Âhir yolcusuyum.. Uzundur yolum,
Sırtımda dikişsiz, bir beyaz tulum,
Azık torbası boş, fakir bir kulum;
Ben nasıl güleyim.. Söyleyin dostlar...


Rabb'ime ezelde verilmiş sözüm;
Dönmüşüm sözümden, gaflette gözüm.
Huzura çıkmaya, kalmamış yüzüm;
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

Putlar pazarında, satmışım dünü,
Önümde çok çetin, bir hesap günü;
Almadan elime, berât hükmünü,
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

Kur'ân'da, Mahşeri anlatır Settar;
Yollar kıldan ince, kapılar çok dar.
Cennet güzel amma, cehennem de var;
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

Cehennem ki o gün, doymaksızın yer,
'Doldun mu?' dedikçe, 'Daha yok mu?' der
Bir ömür ağlasam, bu âyet yeter;
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

O gün gelir, bölük bölük cümlesi,
Sürülür ateşe, nankör zümresi.
Kur'an'da var ki bir, Zümer Sûresi;
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

Yüce Rabb'im, kullarına duyurmuş;
Çok ağlayıp, az gülsünler buyurmuş.
Vah ki; gafletimi yüzüme vurmuş;
Ben nasıl güleyim..
Söyleyin dostlar...
 

Son nefes, kapımı çaldı çalacak,
Yarın belki sınav, bitmiş olacak,
Korkarım.. Karnede zayıf kalacak;
Ben nasıl güleyim.. Söyleyin dostlar...

 

CENGİZ NUMANOĞLU
 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/9/2008 - ey oruç ...tut beni..

Kategori: siir
ey oruç tut beni.

Hoş geldin ey suskun sevgilim;
Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.

Hoş geldin ey yüzü gamzelim;

B/akışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Gör(e)meyip de seni, göster(e)meyip de yanımda yöremde, görür gibi huzurunda tut çaresiz yetimliğimi.

Hoş geldin ay yüzlüm benim;

Tut saçlarımın kakülünden, kaldır yüzümü yerden. Utancımı tebessümünün kıvrımlarına dola, yut. Pişmanlığımı gül yanağının yamaçlarına sar, uyut. Dağıt neşemin saçlarını, hüznün tenine yasla umarsızlığımı.

Hoş geldin ey hesapsız sevincim;

Tut elimi. Avuçlarında tut uzanamadığım uçurum çiçeklerimi. Geri ver uzak dal uçlarına terk ettiğim huzur meyvelerimi. Tut Ferhad’ımın elinden, şirin vuslatların köyüne taşı yüreğimi. Tut Züleyha’mın elini, önü/ardı yırtık gömleklerin kuyusuna zindanına düşürme nefsimi.

Hoş geldin ey ruh ikizim;

Tut, ardında tutulduğum aynalara tut yüzümü... Tut ki aynalarda avuntu bulamayan, bakışlarında kendini tanımayan, özlediğinde kendine varamayan, yüzünü yakmış bir hastayım. Gözbebeğinde tut beni. Ayıplamadan, tiksinmeden bakışının ışığından yüz ver bana. Tut ki resimli el ilanları asılmış bir kayıp çocuğum; duvar diplerine asılı umarsız bakışların kovduğu bir lüzumsuzum. Tut kolumdan, ardın sıra sürükle, yuvama götür. Tut ki mürekkebin hiç hatırını sormadığı yırtık bir kâğıt, kalemin hiç içmeyeceği unutulmuş bir sözüm. Aklında tut beni; diline dola, dudağına değdir, cümlede kullan, tut bir şiire kafiye eyle beni. Tut ki üzerindeki rakamları ciddiye alınmayan kalp parayım. Elinde tut, say beni, inci mercana sat beni. Işığa tut yüzümü; sahih kıl beni.

Hoş geldin ey son tesellim;

Göz yaşımı yanağında tut, taç yapraklarına taşı ağlayışımı. Şehvetin kirinden sıyır, tenin tozundan ayıkla kalbimi.

Hoş geldin ey kalbimin göğü;

Tut kanatlarımdan, rahmete yapıştır teleklerimi, yücelere yükselt bedenimi. Yağmurları tut sakla hüznümün bulutlarında.

Hoş geldin ey bin bahar neşesi;

Tut elimden sımsıcak, karanfillerin kûyuna götür beni, güllerin suyuna kat demimi, demkeş eyle gönlünün pervazına kalbimi.

Hoş geldin ey ışıltılı libasım;

Tut yakamdan, giy beni, giyindir beni, ört bencilliğimi, üşümeye terk etme bendeni. Omuzlarıma sarıl şal gibi, rızana razı eyle beni.

Hoş geldin ey kan davalım;

Tut (i)ki yakamdan, tutukla beni, yetimlerin yüzüne çalıp pare pare eyle cimriliğimi. Bağla ayağımı yokluklara gitmekten. Bileklerimi kelepçele, yasakla ellerime biriktirmeyi..

Hoş geldin ey açlığım;

Tut ve at sahte doymuşluklarımı, teni üzerimden sıyırıp ruhun semâsına savur beni. Çıplak bırak cümle duyarsızlıklardan. Yırt at yüreğimdeki yalancı tesellileri.

Hoş geldin ey sırdaşım;

Tut beni, sobele. Saklandığım yerde bul beni. Şehrayinlere kat. Gizlice kaçır evden. Mahyaların ışığına kat gözlerimi. Kan/dillerin fısıltılarını lerzan gönüllere karıştır. Kanlıyı hunrîz ile barıştır ki ihanetler yatışsın, nefretler sönsün, yalnızlıklar sussun..

Hoş geldin ey gam telim;

Tut getir o mahur besteleri. Notaların ahengine böl kırgınlıklarımı. Şarkı eyle, ezberinde tut kırık sözlerimi. Mızrabının ucunda titretiver yüreğimi, aşka sürgün et kelimelerimi, göklü salkımından emzir kuşluk vaktimin ümitlerini.

Hoş geldin ey güz yağmurum;

Sağanağına tut bu çorak gönlü. Seline kat yangınlarımı. Damla damla denize at kanayan yanlarımı. İçimde uyuyan tohumları uyandır, baharlara taşı/r yüreğimi. Hüznümün sarı yapraklarını toprağa kat.

Hoş geldin ey orucum;

Acıktım sana; sofrana oturt beni.
Acıttım içimi; göğsünde avut beni.
Aktım sana; damla damla yut beni.
Aldandım sahte ışıklara; beşiğinde uyut beni.
Ağular içtim bal kâselerinden; döşeğinde sağalt beni.
Azaldım nisyanlar içinde; gözlerinde çoğalt beni.
Ağına düştüm isyanların; tut elimi, doğrult beni.
Ağzına düştüm yalanların; tut dilimi, doğruda tut beni.
Ayartısına kandım anlık sevdaların; tut gözlerimi, körelt beni.
Arı duru kalamadım, bulandım; el üstünde tut pişmanlıklarımı, durult beni.
Tut beni.
SENAİ DEMİRCİ
Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

gün;umudu ,aşkı,azmi,iradeyi canlı tutabilme günüdür...

Kategoriler

Arkadaşlarım

Özkan Özdemir
sevda1000
dualarla
subat75
hazanmevsimleri
siyahpatya
Blogcu Yardım
tabiin
beti
husoefe
rahmetli645
bennur76
metekan
sivist
geleceginyok
sevgipinari01
sevgiyleyolculuk
huzuryolu1
okanbozkurt
surgunsehrim
leyl67
mihriban65
mehmet orhan durdu
Seyma .
sanageleyim
usta28
guliahsen
mukaddime
fiberoptikci
salat20
siirseviyorum
tertill
metinoll
huzuralemim
vuslatameftun
eksilirim
islamameftunlar
geldostagidelim
dostilleri
rahmettfm
marifetanne
01maz
bilmiyorumbilmiyorum
petrapovllu
sidreimunteha03
hanemir
codbul
ravend
kalmia
leylifer06
ahsenmeva
bilginerdogan
ikraoku
uyanangenclik
beyazgulum14
kurantevhidsunnet
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA