4/11/2009 - VUSLAT İÇİN AYRILMANIN DESTANI: HİCRET
VUSLAT İÇİN AYRILMANIN DESTANI: HİCRET
Hicret, kişi veya kişilerin bulundukları yerden bedenle, dil veya kalp ile göç ederek ayrılmasıdır, bir şanlı destandır hicret, sevda için güzel çile, zafer için de bir bedel.
Hicret, sadece bir takvim başlangıcı değil; bir çağın kapatılıp yeni bir çağın açılmasıdır. Hicretle birlikte câhiliyye, yerini mutluluk çağına bırakmıştır. Kur’anî tarih yorumuna göre insanlık tarihinde her biri hicretle başlayan üç çağ vardır. Hz. Âdem’in Cennetten hicreti/firakı ile başlayıp Hz. Mûsâ ve mü’minlerin Mısır’dan hicretine kadar süren kurûn-ı ûlâ/İlk çağ, bu olayla birlikte başlayan kurûn-ı vustâ/Orta çağ ve Hz. Peygamberimiz’in hicretiyle başlayıp kıyâmete/yaratıkların zorunlu hicretine kadar sürecek kurûn-ı uhrâ/Son çağ.
Hayat, iman, sabır, hicret ve cihaddır. Bunlar olmadan hayat, yaşamak değil; olsa olsa ömür tüketmek ve tükenmektir.
Bireyden cemaate, cemaatten devlete adım atmak, Hak dâvâya uygun ortamlar aramak, meş’aleyi uzaklara taşımak, muhteşem dönüş için hazırlanmaktır hicret.
Hicret, nebevî bir harekettir, peygamberlerin ortak kaderidir; Onların izinden gidenlerin de değişik biçimleriyle hayatlarının en az bir diliminde ortaya çıkan bir tavırdır.
Hicretin kendisi ve uygulanış şekli, baştan sona “tedbir” demektir; ALLAH’ın bilmediğimiz kapılarını açması için bildiğimiz kapıları usûlüne göre çalma, çözüm ve çıkış yolu için fiilî duâdır.
Hicret, savaş alanından kaçmak, mücâdeleyi bırakmak değil; daha güçlü bir şekilde dönmek için strateji değişikliğiyle, siyasî manevrayla kamp yeri arayıp orada güç toplamaktır.
Yurt dışında aranan destektir. Daha hızlı sıçrayabilmek için gerileme ve gerilmedir. Cephe değişikliğidir, merkezi dışarıdan sarıp kuşatmak, merkezi fetih için çevreden eyleme geçmektir hicret.
Hicret, baskıları durdurma gücünün olmadığı yerde, baskıların kendini durdurmasına izin vermemektir. Zulme boyun eğmeme, zilleti kabul etmeme bilincidir.
Hicret; yolunu bulanların, daha doğrusu yoldan çıkanların yolsuzluklarıyla Hak yolu tıkadığı durumlarda çıkış yolu bulma girişimidir.
Hicret, taşlaşmış kalpleri ve yerleri terkedip su çıkacak vâdiler keşfedip faâliyeti verimli topraklarda yoğunlaştırmaktır. Fidan halindeki dâvâyı verimsiz topraktan çıkarıp elverişli bir toprağa götürüp dikmektir hicret.
Hicret, doğduğumuz veya doyduğumuz yerin ALLAH için terk edilemeyecek değerde olmadığını ilan etmek, ALLAH'ı her şeye tercih etmektir.
Hicret, memleketinde Müslümanca yaşayamayan bir mü’min için, ALLAH’ın geniş arzında mutlaka Müslümanca ve insanca yaşanacak bir yer olduğunun bilincine varmaktır.
Hicret; kavmiyetçilik, ırkçılık, şehircilik anlayışına vurulan darbenin adıdır. Ülke vatandaşlığından ümmet bilincine yükselmektir. Kendi memleketinin bâtıl yönetimine karşı mücâdele hazırlığıdır.
Müslümanların zulüm düzeninin bir parçası olarak yaşamayı reddedişleri ve küfrün karşısına bağımsız bir güç olarak çıkma tavrıdır hicret. İnsanî ve İslâmî haklarını gasbeden tâğutlardan berî olmak, onları protesto etmektir. Sadece zulümden kurtulmak değil; aynı zamanda zulme karşı çıkma ve son verme eylemidir.
Hicret, daha yüksek ideal ve hedeflere ulaşmak için sevdiklerini gözünü kırpmadan geride bırakarak çıkılan yolculuğun adıdır, İlâhî yardımın paratoneri, zaferin müjdesidir.
Altyapısını iman ve sabrın oluşturduğu hicretin bir sonraki aşaması cihaddır. İmansız sabır, sabırsız hicret, hicretsiz cihad/kıtâl, cihadsız zafer ve kurtuluş olmaz! Hicret; sosyal, siyasal ve askerî alanlarda cihad için düğmeye basmak, eyleme geçmektir.
Bozuk çevreden güzel çevreye geçmek, çevrenin çocuklarını ve kendini mahvetmesine izin vermemektir; çevreyi düzeltemiyorsak çevrenin bizi bozmasına müsâade etmemektir.
Hicret, câhiliyye ile, onun kural, kurum ve bağlılarıyla ilişkileri koparıp atmak, bağımsız ve özgür olarak İslâm’a teslim olup O’nun hâkimiyeti için çalışmaktır.
Esâretten kurtulma gayretidir, görünen ve görünmeyen zincirleri kırmak, zindandan özgürlüğe çıkmak, mahkûmiyetten hâkimiyete adım atmaktır.
Mü’min kimse, hür olarak insanca ve dâvâsı uğruna yaşayabilmek için gerekli her bedeli ödemeye hazırdır; dünyada izzet ve devletin, âhirette de cennetin bedeli hicrettir.
Tevhid mücâdelesinde bulunan insanların şu veya bu şekilde geçmek zorunda olduğu bir kapıdır/köprüdür/süreçtir hicret.
Bedeni, dili ve kalbi ile insanın kendisine ALLAH’ı unutturan çevresindeki her şeyden ayrılarak bütün varlığı ile ALLAH’a ilticâsıdır.
Hicret, ALLAH’a yönelmektir, O’na yaklaşmak, O’na sığınmaktır. Madde ve menfaat için, dünyevî eğitim için; iş, aş ve eş için hicretleri çok gördük. Ama günümüzde ALLAH için hicret edenleri nasıl göreceğiz?
Küfürden imana, haramlardan helâllere, günahlardan sevaplara, isyandan itaate, kötülükten iyiliğe, rezîletten fazîlete göz arkada kalmadan yapılan kutlu bir yolculuktur.
Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır, evde kılınan namaza karşılık, câmiye hicret edilerek cemaatle kılınan namazın yirmi yedi derece sevabı, hicret rûhunda saklıdır.
Yeryüzü yerinde saymıyor, her an dönüyor, hareket/hicret ediyor. Gökteki tüm yıldızlar, galaksiler, güneşler de yörüngeleri etrafında her an hicret halindeler. İnsandaki kan, vücut organları arasında hicret etmeseydi, ne olurdu? Öyleyse, hayat hicrettir, hicretsiz hayat olmaz.
Yerdeki sular buharlaşarak göklere hicret eder, bulutlar hicret içinde onları taşır, rahmet kanatları yeniden işlenip şekillenen bereket damlalarını hicret ettirerek taşıyıp uygun yerlere gönderir/hicret ettirir.
Bitki tohumları hicret ederek canlanır, yeni mekânlarda yeni bir hayata başlar; bazı hayvanların yaşaması için her mevsim vatan değiştirip hicret etmeleri hayatî bir zarûrettir.
Hemen tüm hayvan ve insanların nimetlere ulaşması için hicret etmeleri şarttır. İnsan, önce anne karnına, sonra yeryüzüne, daha sonra ebedî âleme hicret eden bir muhâcirdir. Hicret bir fıtrat kanunudur.
ALLAH’tan gelen ruh O’na hicret edecektir. Dünya otelinde misafir olan insan adlı yolcunun son durağı, bu muhâcirin son hicret yurdu Cennet olmalıdır, çünkü orası onun ana vatanı, baba ocağıdır. Muhâcir insan orada yaratıldı, orası için yaratıldı, onu hak etmek için yaşamalıdır.
ALLAH için gerektiğinde evi, iş yerini, mahalleyi, şehri veya ülkeyi değiştirebilmektir. Gerekiyorsa işi, eşi, aşı, malı-mülkü, okulu, diplomayı, makamı, rahatı, vatanı... terk edebilmektir.
Fânî olan şeyleri terk etmedikçe Bâkî olana, ebedî olana kavuşmanın imkânsız olduğunu kavramaktır.
Hicret denilince, kardeş kavramları, “muhâcir” ve “ensâr”ı, “kardeşliği” ve “fedâkârlığı” hatırlamamak ne mümkün! Hicret rûhunu kaybedince onları da kaybettik ve kaybolduk.
Ey hicret! Sen Müslümanların takvim başısın. Müslüman olduğunu iddiâ ettikleri halde, hıristiyanlara göre ve onlar gibi "yılbaşı"nı kutlayanlar seni yeterince tanımıyor ve değerlendirmiyorsa, onları da mesajınla dirilt!
Yalvarıyoruz ey güzel hicret! Ne olur bizden hicret etme!
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/10/2009 - İnsandan İstenen!.
Selamların En güzeli İle.. İşlerimizin başı ve sonu ALLAH’a(cc) hamd etmektir…O’nun adıyla başlıyorum. Ve yegane önderimiz Peygamberimize salat ve selam yolluyorum.Ve yine selam Peygamberimizin(sav) aline,ashabına, O’nun yolunu takip eden ALLAH’ın dostlarına ve siz değerli okuyucularımıza olsun diyorum… ALLAH(cc), İnsanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını beyan ediyor.Her ikisini de “Kul” hitabıyla muhatap almış ve fakat ikisini de yaratılışları icabı farklı farklı vazifelerle vazifelendirmiştir.Her iki cinsten istenen de; Kendisine kulluk edilmesi ve yaratılış gayesi çerçevesinde ,kendilerine çizilen hudud içerisinde hareket etmeleri !..Yaratılış gayesi Ayeti kerimde şöyle bildirilmiştir. “Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”(1) . Esasında tüm yaratılmışların,Yaradılış gayesi kulluk manasına gelen ne varsa, hepsinin yalnızca ALLAH’a sunulmasıdır…İnsan cinsinden ilk olarak H.z Adem yaratıldı,sonra da eşi Hz.Havva!..Hz. Adem yaratıldığında ,Hz.Adem için istenen selamlama/saygı emrini iblis(Şeytan) beğenmemiş,kafasına göre bir kural/kanun belirlemiş ve kafasından belirlediği kanuna uyarak isyan etmişti. ALLAH’ın vaaz ettiklerine ilk baş kaldıran,ilk isyan eden,nefsine ilk tabi olan İblis( şeytan) aleyhi lane olmuştu..Sapma nedeni olarak, insanı görmüş ve azılı düşman kesilmişti insanoğluna...ALLAH’(cc) İlk insanı cennete yerleştirmişti.Tahayyül sınırlarını aşan güzelliklerle donatılmış olan cennette, her şey serbest,yalnız bir ağacın meyvesi yasaklanmıştı Adem’e(İnsan)..Daha nice hikmetlere binaen “Cennette olsan dahi başı boş sanma kendini” mesajını da okumak mümkündü cennetteki yasak meyveden.. İblis(Şeytan) ,her insana göre farklılık arz eden zayıf yönlerini kullanıp, vesvese vererek aldatıyor insanı.Ölümsüzlük vesvesesi ile aldattı Hz.Adem ile Hz.Havva’yı. Yasak ağacın meyvesinden yedirmeyi başarmıştı(!?)..ALLAH’ın koyduğu sınırı aşanların yeri değildi cennet,bu nedenle çıkarıldılar cennetten ve yer yüzüne yerleştirildiler!.ALLAH’ın kendileri için çizdiği hududu ihlal ettiklerini fark ettikleri an tövbeye yöneldiler. Yaratılmışlar için hata yapmak mümkündü ama,şeytan ile Adem arasındaki farktı tövbe!... İmtihandı adı!. insan çeşitli kabiliyetlerle donatılmış olsa da başı boş bırakılmamıştı “İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?”(2).Tüm evrenin olduğu gibi,insan hayatının Hakimi/yöneteni/ vaaz edeni/Maliki de ALLAH’tı(cc).İnsanların hayat tarzlarını vahiyle bildirmiş,tebliğ etmeleri için de Peygamberler(elçiler) görevlendirmişti.Vahyin nedeni;Hayata nizam veren kanunlar” ALLAH o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.”(3) Elçilerin nedeni ise vaaz edilen kanunların, nasıl uygulanacağına yönelik örnek,model teşkil etmeleriydi. (Bunun içindir ki din ve ibadet şekli olarak,elçilerden sonra icat edilenler bidat sayılmıştır)..Buna göre insandan istenen, hayatı yaşarken her alanda ALLAH’a sorarak yaşamak,örnek olarak da elçiyi baz almaktı “Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf ALLAH'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLAH'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette ALLAH'ı affedici, merhametli bulurlardı.”(4) “Andolsun, sizin için, ALLAH'ı ve ahiret gününü umanlar ve ALLAH'ı çokça zikredenler için ALLAH'ın Resulü’nde güzel bir örnek vardır.”(5)
İşte bu bağlamda yer yüzünde hayat sürmeye başlayan insanın peşini, azılı ve ebedi düşmanı olan şeytan boş bırakmadı/bırakmayacaktı ve bırakmayacakta!. Gücü yalnızca vesveseye yeten şeytanın, zaaf yönlerini iman ile güçlendirmeyenlere sadece gücü yetiyordu.. Buradan hareketle tüm yandaşlarıyla savaş ilan etti insanoğluna!.Dönem dönem yeni ve yeniden Peygamberler görevlendirildi,insanlara yaşam tarzlarını tebliğ etmeleri için..İnsan eğitime muhtaçtı ve başı boş bırakılamazdı..İnsandan istenen ise sadece tezkiye idi..İstenen bu tezkiye/temizlik önce imandan başlamıştı.Önce İmanı her türlü batıldan/hurafeden/şirk’ten/Tuğyandan temizlemek.. Sonra amellerde idi(yaptığımız işler/ibadetler) istenen temizlik.Ameller her türlü riyadan,gösterişten,seyyiattan temizlenecekti ve Salih olma özelliğini taşıyarak temiz olabilirdi ancak.. Ve daha sonra da ahlakta idi istenen temizlik..Ahlaki yapının da; Her türlü kin,gurur,kibir,öfke vb enaniyeti ifade eden, egoizmin tasallutundan temizlemek..Şeytan ise bu üç noktadan, en önce imani noktada tüm çabasını sarf ederek,arı duru bir iman çizgisinin ihlali için savaşmaktadır ademoğluyla!.Onun işi,adem oğlunu kendisiyle birlikte ateşe götürmektir.Adem oğlunun işi de tezkiye,.Zira ancak tezkiye edenler kurtulacaktı” Doğrusu, ancak (tezkiye)temizlenip arınan felah bulmuştur”(6).. Selam ve dua ile…
Dipnotlar: 1:Zariyat suresi.56 2.Kıyamet suresi.36 3:Maide suresi:16 4:Nisa suresi:64 5:Ahzab suresi.21 6:A’la suresi:6
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/10/2009 - ALLAH'IM! BİZLERE İMANI SEVDİR
Dua, sözün sultanı olan Efendimiz’in ifadesi ile; “Müminin silahı, ibadetin beyni, hatta ibadetin ta kendisidir.” Dua etmek nasıl önemli ise, dua da kullanılacak kelime ve cümlelerde bir o kadar önemlidir. Bu önemden dolayı, ilahî kelam bir çok ayetinde bize farklı lisanlardan dua örnekleri vermekte, adeta muhataplarına; “işte size numuneler, bu örneklere bakın ve böyle dua edin” demektedir.
Vahyin bu dua örneklerinin yanında ayrıca bir dua insanı olan Efendimiz’in hayatının tamamını kuşatan dualarına da şahit olmaktayız. Cevamiü’l Kelim olan, yani az söz ile çok şey söyleme kudretine sahip olan Efendimiz, vahiyden aldığı ilham ile, hayatının her alanını dualarla süslemiş ve bizlere de bu konuda çok önemli bir miras bırakmıştır. ALLAH Resulü’nün mübarek lisanından süzülüp gelen dualarının büyük bir kısmı, Kur’an’ın bazı mesajlarının O’nun zihninde yankı bulup, talep cümlelerine dönüşerek dualaştığına şahit olmaktayız. Bu iddiamıza bir örnek vermek gerekirse Hucurat Sûresi’nin 7.ayetini verebiliriz.
Bu ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “… ALLAH sizlere imanı sevdirmiş ve onu kalplerinizin ziyneti kılmıştır. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar (rüşde erenler) bunlardır.” Ayette rüşde yani aklî ergenliğe ulaşanların özellikleri işte böyle güzel ifadelerle belirtilmektedir. Raşid olmak, yani aklen olgunluğa ermek; her mümin insanın en büyük çabası olması gerektiği gerçeğinden hareketle, ALLAH Resulü (s.a.v.) yukarıdaki ayette geçen ifadelerin hepsini bir dua formuna çevirmiş ve kendiside bir ömür bu duayı okuyup, okunmasını da tavsiye etmiştir.
Büyük İmam Ahmed b. Hanbel’in rivayetine göre, ALLAH Resulü özellikle bu duayı sabah namazlarından sonra yapardı. O (s.a.v.) bu duası ile; istenilecek, talep edilip, sığınılacak, yegane makam olan dergah-ı ahadiyetten nelerin, nasıl istenileceğini bize hayatı ve lisanı ile göstermektedir. Efendimiz, Kur’an’da geçen ifadelerden aldığı ilham ile demektedir ki: “Allâhumme habbib ileynal-îmâne ve zeyyinhu fî kulûbinâ ve kerrih ileynal-kufre vel-fusûka vel-‘isyâne vec‘alnâ miner-râşidîne.”
“ALLAH’ım! Bizlere imanı sevdir ve onu kalplerimizin ziyneti kıl. Küfrü, fıskı / her türlü çirkinliği, taşkınlığı ve yine sana karşı isyanı ise kerih göster. Bizleri aklî olgunluğa ermiş olanlardan eyle.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/424) Önceki iki yazımızda da değindiğimiz gibi, aklî ergenliğe varmak, yani rüşde ermek ve raşidlerden olmak çok önemlidir. Bu öneminden dolayıdır ki, gerek Kur’an’da, gerek Efendimiz’in (a.s.) lisanında buna dair bir çok mesaja rastlamaktayız. İşte Hucurat Sûresi’nin bu ayetinde ve bu ayetten ilham alarak ALLAH Resulü’nün mübarek lisanında duaya dönüşmüş bu rivayette de görüldüğü gibi, raşid olmanın yolu; “ imanı sevmek ve onu kalbin ziyneti kılmaktır.” Burada geçen imanı sevmek ifadesi de çok mühimdir. Demek ki; iman sevilmesi gereken, hatta yüreklerin süsü ve ziyneti edinilmesi gereken bir sorumluluktur. Eğer bu yükümlülük yerine getirilirse, mümin zaten kendiliğinden bazı şeyleri kerih görmeye başlayacak, hatta bazı şeylerden tiksinecek ve değil hayatında, rüyalarında dahi onlara yer vermeyecektir.
İman bir kalpte ziynet olmaya başladığı andan itibaren, sahibi raşid olacak, raşid bir insan ise; en önemli özelliği ile muhakeme yeteneğini elde edecek, böyle bir yeteneği elde eden de, küfürden, inkardan, fısktan, yani çirkinlik ve taşkınlıktan, sınırları zorlayan her türlü isyandan uzak durarak olgunluğun zirvelerine doğru tırmanacaktır. İmanını sevmeye başlayan raşid bir insan, sevdiği değerler yolunda gayret içerisinde olacak, imanının yolunda bir sahabî şuuru ve bilinciyle hareket etmeye başlayacaktır. İmanı elde edilmiş en kıymetli hazine olarak görecek ve bu değerli hazinenin yoluna her değerin feda edilebileceğinin farkına varacaktır.
İmanını sevmeye başlayan, o sevgili edinilen değeri mahrum gönüllerle paylaşma noktasındaki sorumluluğunu anlayacak, benim sevdam büyük deyip, büyük sevdaların ve rüyaların insanı olma noktasında yanıp tutuşacaktır. Bunun için imanlarımızı sevmek, hatta ona aşık olmak zorundayız.
O halde Alemlere Rahmet olan Efendimiz’in duası, en büyük duamız olmalıdır: “ALLAH’ım! Bizlere imanı sevdir.”
MUHAMMED EMİN YILDIRIM
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/10/2009 - ALLAH'a ulaşmanın yolu
ALLAHA ULAŞMANIN YOLU
Elbette ki her insanın İslam ve İslami yaşayış hakkında bilgisi ve bu konuda kanaatleri vardır. Bu bilgi ve kanaatlerin ne kadarı doğrudur ne kadarı islamı anlamak için yeterlidir bilinmez. Bu bilgilerin çoğu kulaktan dolma bilgilerdir. Ya aileden ya arkadaş çevresinden ya takvim yapraklarından ya da medyadan izlediği kadarıyla islamı öğrenmeye anlamaya çalışır. İnsanoğlu nedense hep Kuran yerine başka şeylere yönelir islamı öğrenmek için. Hâlbuki insan islamı ALLAH ’ı, kâinatı ve kendimizi tanımamızın yolunun Kuranı okumaktan geçtiğini bir türlü idrak edememektedir.
Kuran bir rehberdir önümüzde ALLAH ’a giden yolda. ALLAH kuranda şöyle buyurur:
Hala Kuran’ı iman ile düşünmezler mi? Eğer o ALLAHIN dışında başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, elbette içinde birçok karşıtlık bulacaklardır.(nisa-82)
Sözlerini Cebrail (as) vasıtasıyla bize ulaştıran RABBİM Kuranda kendi varlığını tek ilah olduğunu defalarca vurgular.
Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O ‘ndan başka ilah yoktur ; O Rahman’dır,Rahim’dir. ( bağışlayan ve esirgeyendir) (bakara-163)
ALLAH’ı belirli kalıplara sokan insanlar , hayatının bir bölümüne dâhil edip başka bölümlerinden çıkarmışlardır. ALLAH’ı camiye ,namaz esnasına, hastayken , biri öldüğünde vs. hatırlayan ve yaşamına dahil eden insanoğlu günlük yaşantısında sanki bağımsız hareket etme hakkına sahipmişçesine ALLAH’ı unuturlar, ALLAH ‘ı uzak sanırlar . Yüce Yaradan Kuranın Kaf suresi 16. ayette kendisinin ne kadar yakın olduğunu şöyle ifade eder. ...Biz ona şah damarından daha yakınız.
Yaratılan her varlık canlı ya da cansız ALLAH ‘ın iradesindedir. Yaratılan bir varlık olan şeytanda dâhil. Bazı insanlar şeytanı bağımsız zanneder. Gerçekte yaratılan her varlık ALLAH ‘ ın iradesine boyun eğer . Yüce Rabbim insanı imtihan etmek için şeytanı yaratmıştır. Şeytanda ALLAH ‘ın kontrolündedir. (ALLAH) dedi ki: “öyleyse oradan (cennetten) çık artık sen kovulmuş bulunmaktasın” “ve şüphesiz ,din gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.” “dedi ki: “Rabbim öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı” Dedi ki: “o halde süre tanınanlardansın” “bilinen vaktin gününe kadar” Dedi ki:”Senin izzetin adına andolsun ben onların tümünü mutlaka azdırıp –kışkırtacağım” “ancak onlardan muhlis olan kulların hariç” (ALLAH) “işte bu haktır ve ben hakkı söylerim” dedi. “andolsun ,senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım”(sad-77-85)
Kendisini ,sıfatlarını, insanı, insanın en büyük düşmanı şeytanı ,insanın günlük yaşantısını düzenleyen sınırlarını,ölümü ve dirilmeyi bize açıkça anlatan Yüce Yaratanın biz aciz kullarına verdiği en büyük mucize kuran okunmalı yaşanmalıdır.. Sonsuz kurtuluşa ve mutluluğa ulaşmanın en güzel yoludur Kuran. EBVAA
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/10/2009 - yol azığımız kur'an
YOL AZIĞIMIZ KUR’AN Kur ‘an; Allah’ın sözü olan hak ile batılı birbirinden ayıran ilahi bir kitaptır. Kur’an’da inandığımız Allah’ın nasıl bir ALLAH olduğu, O’na nasıl inanacağımızı ve bu inancın hayattaki sorumluluklarının neler olduğu, bunların nasıl yerine getirileceği, imtihanın özellikleri, ibadet şekilleri, kıyamet gününde yaşanacaklar, cennet ve cehennem ile ilgili bilgiler, ekonomik, siyasi, sosyal ve hukuki yaşamın nasıl olması gerektiği ile ilgili bilgiler ve bunun dışında daha pek çok konu açıklanmıştır. Yani Kur’an'da bir insanın yaşamının her anında her alanında ihtiyaç duyacağı tüm temel bilgiler verilmektedir. Kur’an’ı idrak edebilmek için o kitabın iniş nedeni olan insanı bilmek anlamak gerekir. İnsan kendisinin neden ve nasıl yaratıldığını, geldiği ve gideceği yeri bilmek ve bu ikisi arasındaki zamanı iyi değerlendirmek zorundadır. İnsanın dünyadaki vazifesi Allah’a ve ahirete iman etmek, Kur’an’da belirtildiği şekilde güzel ahlak sahibi olmak, Allah’ın sınırlarını korumak ve hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaktır. ALLAH ciddi samimi bir iman istemektedir. Bu iman kişinin yalnızca “ben inandım” demesiyle elde edilemez. Bu gerçek, bir Kur’an ayetinde şu şekilde açıklanır. "İnsanlar sırf “inandık” demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?" (ankebut-2) Kur’an’ın muhatabı olan insan, aklını vahye teslim ederse bu şekilde en doğru yolu seçmiş olur. İnsan hayatının her alanında kendisine kılavuzluk edecek en mükemmel kaynağa yönelmeli. Kur’an aklın kullanılması ve bizleri yoktan var eden yaratıcının hakkıyla bilinmesi konusunda yardımcıdır. Neml Suresinde bildirildiği üzere “Bana bir de Kur 'an okumam emredildi.” Müslüman’ım diyen herkes Kur’an’ı düşünerek anlayarak okumalıdır. İnsanlar için yol gösterici olan Kur’an, doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçüdür. Yani Furkan’dır. Yol yön bulmada furkandan başka bir rehber edinmek doğru değildir. Çünkü Kur’an dışı her bir kitap bir beşere aittir. Kur’an ise âlemlerin Rabbi, Meliki, Yaratıcısı olan ALLAH tarafından indirilmiştir. Tevrat ve İncil’ de Allah tarafından indirilmiştir. Ancak onlar daha sonra insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Allah’ın bizden istediği yaşam biçimi olan İslam, ancak beşerin müdahalesinden (tahriften) korunmuş Kur’ani bir bakış açısıyla yaşanabilir. İçine katılmış ya da eksiltilmiş şeylerden oluşan bir İslam, gerçekte İslam değildir. Kur’ani bir din yaşanmalıdır. Kur’an kıyamete kadar geçerli olacaktır. Herhangi bir değişime uğramamıştır, uğramayacaktır da. Allah indirdiği kitabı koruyacaktır. “ Bu Kur 'an'ı gerçekten biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.”(Hicr -9) Şu halde hayırlı olan Kur 'an 'a dönülmelidir . Kalıcı olan ve değişmeyen O'dur. Kur’an’a yönelmelerinde insanların düştüğü en büyük hatalardan biri kulaktan dolma bilgilerle, babadan, dededen duyma din adına uydurulmuş uydurma sözlerle Kur’an’ı yorumlamaya çalışmakladır. Kuran'a değil, atalarından kendilerine miras kalan geleneksel bir dine uyarlar. Geleneksel kültürün ve değer yargılarının etkisi altında kalarak Kur’an’ı anlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Biz Kur’an’a uyacağımıza Kur’an’ı kendimize uydurmaya ve kalıplaşmış düşüncelerimizi onaylatmak için çalışıyoruz. İslam’ın kaynağı vahiyken geleneksel yaklaşımla islamın kaynağı kültür olmuştur. Geçmişten gelen değerler sanki İslam’mış gibi uygulamaya devam edilmiştir. Bu şekilde geçmişe bağlı kalan insanları Allah şöyle uyarır. “ Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilince; "Hayır, biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız" derler. — Peki, ya onların ataları hiçbir şeyi düşünemeyen, doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi öyle yapacaklar?”(bakara-170) Elbette Kuran'ın bu biçimdeki yanlışlara göre yorumlanması mümkün değildir. Yapılan bu yorumlar Kuran'dan bütünüyle uzaklaşılmasına neden olmuştur. Bu yoldaki insanlar Kur’an ile hiçbir şekilde bağdaşmayan Kur’an’a tamamen ters fikirler ve hükümler sanki Kur’an kaynaklıymış gibi göstermeye çalışmışlardır. Bu değiştirilmiş din yaklaşımı kur ‘an’ın gösterdiği öğrettiği din anlayışından tamamen farklıdır. Hurafeler ve geleneklerin model alındığı bir din anlayışı ortaya çıkmıştır. Geleneksel bir din anlayışından sıyrılıp, yalın bir kafa yapısıyla önyargısız bir şekilde Kur’an’ı düşünerek akıl ederek okumalıyız. Ancak bilinçli bir şekilde okunursa bu çarpıtılmış din anlayışından uzaklaşılabilir . Kur’an’ı anlamada yaşamada en önemli engellerden biride Kur’an’ı herkes anlayamaz anlayışıdır. Bizlerin Kur 'an’ı Kerimi anlayamayacağımız iddiasını bizzat Kur 'an’ı Kerim reddetmektedir: "Kur 'an’ı düşünmüyorlar mı?" (Muhammed - 24) Bu hitap sadece âlimlere ve "büyüklerimize" yönlendirilmemiştir. Herkesedir. Öğüt alınsın diye kolaylaştırılan İslam’a nasıl bir iftiradır bu bilinmez. Kur ‘an’ın muhatabı tüm insanlıkken nasıl oluyor da sınıflara ayırabiliyoruz. Allah yarattığı kullarına anlayamayacakları bir kitabı neden göndersin? Anlayamayacakları kitaptan neden sorumlu tutsun? Kullarına zorluk dilemeyen Allah, kur ‘an’da birçok yerde uzun uzadıya açıkça kolaylaştırılmış şekilde ayetleri indirdiğini bildirir. Adaletli olan Rabbimiz bizlerin anlayamayacağı bir kitapla bizi sınar mı? Allah kullarına kitabını anlayacak olgunlukta akıl vermiştir. Kur ‘an’ın açık anlaşılır olduğunu defalarca söyleyen Allah’a rağmen, siz anlamazsınız diyerek insanları Kur’an’dan uzaklaştıranları sanıyor muyuz ki ahrette bizim yerimize hesap verecekler. Kimse bir başkasının yerine hesaba çekilmeyeceğini yüce yaradan bildiriyor. Herkes yaptığının karşılığını görecektir. Kur’an’ın yeniden Müslümanların rehberi olmasını sağlamak, kurtuluşun tek yoludur. Kur’an’ın niçin gönderildiğini idrak edememiş olmamız O’nu hayatlarımıza geçiremeyişimizin önünde bir settir. Kur ‘an yol göstermek, doğruyu yanlışı ayırt etmek, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, yaşayan dirileri uyarmak, hakkı hayata hakim kılmak, insanlar yaşamlarını ve inançlarını, Allah’ın kanun ve kurallarına göre düzenlesinler diye gönderilmiştir. Hayatın her alanına düzen veren yüce Rabbimiz, yarattığı biz kullarını başıboş bırakmamış, gönderdiği elçiler ve kitaplarla doğru yolu göstermiştir. Bugün ise Kur’an bilgi edinme aracı, hastaya şifa olsun, ölülerin ruhu şad olsun, evlere huzur ve bereket olsun, kutsal gün ve gecelerde sevap kazanılsın diye okunan bir kitap haline geldi. Niçin gönderildiğini bilmediğimiz anlayamadığımız bir kitabın yaşantımıza yön vermesini nasıl bekleyebiliriz. Kur’an’ı anlayabilmek, hayatımıza vahiyle yön vermek istiyorsak niçin gönderildiğini kavramamız gerekmektedir. Eğer kavrayabilirsek işte o zaman bizler hayatını sadece ve sadece Allah’a sorarak yaşayanlardan oluruz. __Kur ‘an’ı anlama ve kavrama konusunda bizlerin önüne set olan bir düşünce yapısı da Kur’an’da ki muhkem ve müteşabih ayetlerdir. Bu ayetlere bakarak Kur’an’ın anlaşılamayacağı ileri sürülür. Muhkem ayetler: “Hüküm içeren” demektir. İçerisine insanları kargaşadan ve zulümden engelleyen ilkelerin bulunduğu ayetler demektir. Bu ayetler açıktır, nettir ve tekbir anlam ifade ederler. Bu ayetlerden ikinci ve üçüncü... Başka bir anlam çıkarılamaz. Muhkem ayetler, Kuran'da bildirildiği üzere "Kitabın anası" temelidir. Müteşabih ayetler: “Birden çok, birbirine benzer, teşbih ve benzetmeli anlatımlar içeren ayetler” demektir. Müteşabih ayetler; benzetme yaparak Rabbimizin bizim bilgi ve tecrübemizden uzak bir alemi bize tanıtma çabasını içeren ayetlerdir. Cennet, cehennem, melek, cin, kıyamet sahnesi vb. gaybi bilgilerin yaşadığımız, bildiğimiz, müşahede ettiğimiz şu dünya hayatından örneklerle bize aktarılmasıdır.Müteşabih ayetler, Kuran hakkında bilgisi olmayan ya da art niyetli kişiler tarafından tamamen çarpıtılıp, olmadık manalarda yorumlanabilir. Bu durum Al-i İmran suresinde “Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” şeklinde belirtilmiştir. Müteşabih ayetler Kur’an’ı anlamada ve ona uygun yaşamada engel değildir. Müteşabih ayetlerin kesin anlamları ALLAH katındadır. İman edenler tümüne iman ederler. Allah’ın kendisine doğru yolu göstermesi niyetiyle kur ‘an ‘a sarılan herkes Allah ‘ın izniyle gerçek dinini öğrenecektir. __Bir kısım insan, içinde yaşadıkları zaman ve toplumun şartlarını kendilerine ölçü alırlar ve Kur’an’ı böyle değerlendirirler. Günümüz hayat şartlarıyla Kur’an’ın uyuşmadığını öne sürerek Kur’an hükümleri hakkında gerçeğe uymayan yorumlar yaparlar. Örneğin çalışırken de oruç tutulması, bugünkü ekonomi anlayışında faizin haram olması, tesettür gibi kuralların bugünün şartlarına uymadığını belirterek Kur’an hükümlerini eleştirirler. Bu tür düşünce yapısına sahip olanlar hüsrana uğrayacaklardır. Kur’an asla indiği döneme hükmeden bir kitap değildir. Tüm asırlara hükmeden ilahi çağrıyı anlayabilmek için bu düşüncelerden sıyrılarak beni yaratan bana ne diyor, benden ne istiyor diyerek Kur’an’a yaklaşmalı insanoğlu. Helal dairesi bu kadar genişken neden haram olana yöneliriz. Hâşâ Allah’ın belirlediği kanun ve kuralları beğenmeyip sanki bizi yaratan bizim için en iyisi bilemez diyerek kendi heva ve heveslerimizin peşine takılırız. Aklımızı değil de Kur’an’ı rehber edinirsek doğruyu bulacağız Allah’ın izniyle… __Kur’an’da geçmişte yaşamış toplumlardan peygamberlerden ve elçilerden söz edilir. Örneklemeler ve benzetmeler hikâye olsun diye ya da bilgilendirmek amacıyla yapılmamıştır. Bu örneklendirmelerin hikâye olarak düşünülmesi cehaletin bir göstergesidir. Hikâye olarak nitelenen kıssalarda müminlere yol gösterecek bilgiler vardır. Allah her dönemde inananların ve inkâr edenlerin başlarına gelebilecek her türlü olayı peygamber kıssaları ve toplumların helak’ı ile açıklamaktadır. Nar ve nur ehlinin tarih sahnesindeki yerlerini sergileyerek bir karşılaştırma yapılmasını kendimize çıkarımlar yapmamızı istemektedir. İkisi arasında karşılaştırma yaparak tevhidi akideyle başarıya giden yolu gösterir. İman ile küfrün bir arada barınamayacağını, imanın olduğu yerde küfrün olamayacağını kıssalarla anlatılmıştır. Bize düşen ise bu kıssalardan hakiki imanı yaşamada nasıl bir yol izleyeceğimizi çıkarmaktır. Kur’an’ı bir hikâye kitabı olarak değil de insanların hayatlarına yön verici olarak okursak doğruya ulaşabiliriz. __İnsanları Kur’an’dan koparmak için vurgulanan bir diğer yanlış ise Kur’an’ın sadece Araplara indirildiği varsayımıdır. Her bir peygambere kendi diliyle vahiy inmiştir. Peygamberler bulundukları topluma eksiksiz ve kusursuz olarak tebliğ edebilsinler diye kendi dilleri ile indirilmiştir. “Eğer biz bu Kur 'an’ı yabancı bir dilde okunan bir kitap yapsaydık derlerdi ki: `Ayetleri anlayacağımız bir şekilde açıklanmalı değil miydi? Muhatapları Arap olduğu halde Arapça olmayan kitap mı geldi?" De ki: "O müminler için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an, onlara bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar. ( Fussilet -44) hak kitap olduğunu ve tüm insanlığın tek yol göstericisi olduğunu bilerek Kur’an’ı okursak göreceğiz ki bizlere inen Kur’an hayatımıza da inmeye başlayacaktır. Allah’ın Kur’an’da bildirdiği Müslümanlık anlayışını benimseyen insanın tüm kanun ve kuralları şeksiz şüphesiz kabul etmesi, kendisini terbiye edici, rızıklandırıcı ihtiyaçlarını giderici, koruyup kollayıcı, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarıcı, kendisine ibadet edilen, kanun koyucu, göklerin ve yerin tek hakimi yalnızca Allah’ı kabul etmeli ve bu doğrultuda yaşantısını sürdürmelidir. Böyle bir imana ve anlayışa sahip olan insan batıl inançların peşinden körü körüne gitmez. Katıksız din Kur’an’da bildirildiği üzere Allah’ındır. Ve din İslamdır. Allah seçip beğendiği dinde insanlara yol gösterici olarak da Kur’an’ı indirmiştir. Tek doğru yol Allah’ın yoludur. Kur’an dışındaki tüm düşünceler batıldır. Kişi dünyanın neresinde olursa olsun başvuracağı tek kaynak Kur’an olmalıdır. Allah’a layık kul olabilmek, rızasını kazanabilmek için iman edenler kendilerine yol gösterici olarak sadece ve sadece Kur’an’ı benimserler. Andolsun ki, size bir kitap indirdik ki bütün şanınız ondadır. Hala akıllanmayacak mısınız?(enbiya-10)
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
gün;umudu ,aşkı,azmi,iradeyi canlı tutabilme günüdür...
Kategoriler
ahmed kalkanayetlerdenememakalelersabiha ateş alpatşiir
Arkadaşlarım
beti dostilleri tabiin eksilirim ravend mukaddime marifetanne LeyL67 fiberoptikci ahsenmeva bennur76 rufeydem Rahmetli645 Huzuryolu1 subat75 Ozdemir usta28 salat20 mehmetorhandurdu HazanMevsimleri husoefe SanaGeleyim siirseviyorum geleceginyok siyahpatya metinoll vuslatameftun guliahsen okanbozkurt tertill surgunsehrim sevgipinari01 sevda1000 mihriban65 rahmettfm sevgiyleyolculuk geldostagidelim metekan dualarla Leylifer06 islamameftunlar kalmia petrapovllu HanEmir codbul bilmiyorumbilmiyorum bilginerdogan beyazgulum14 ikraoku 01maz kurantevhidsunnet sidreimunteha03 Huzuralemim sivist uyanangenclik
|