Ihlamur kokulu rüzgar - Blogcu



Ihlamur kokulu rüzgar

Vahiy yaşam biçimine dönüşmüyorsa,hayata rengini vermiyorsa ,hayatın merkezine oturmamışsa anlaşılmıyor demektir

19/11/2009 - söz insan içindir

Kategori: siir

Sırlı sözleri asla sevmedim
Önemi, yalın olana

verdim
Zoru değil, kolayları sevdim

İnci tanelerine benzeyen
Nice kelimeler var süslenen
Sürekli güler sırlar içinden
Anlaşılmazlıkla düşündüren
Neler söylüyor, hiç bilinmeden


İkiyüzlülük giren sözlerden
Çaresiz bırakılmış kalplerden
İlkesiz rastgele söylemlerden
Nedameti olmayan eylemden
Derinlik arayamam asla ben
İncinen kalbimle seyrederken
Riyakârlar geçer göz önümden

Yarına gülümsesem düşümde
Aklım kalır mı hayat içinde?

İnsan kayboluyorsa yaşamda
Nasıl düşünür şaşkınlığında?
Sahip olduğu değerler yoksa
Amaçlar çıkarlara kurbansa
Nirengi, yaşamda kaybolmuşsa 
Lal diller, yalan konuşuyorsa
Işıklar kararıp sönüyorsa 
Kötülük hâkimdir aydınlığa

Kaybedilmiş insanlık düşüme
Anlamlı söz söylemek neyime?
Yalanı atmadım sözlerimden
Bedenim riyakâr, titremeden
Edep bir masal ta geçmişimden
Düzen aklımı sınırlamışken   
İlkelerim kaybolup gitmişken
Lisanım yok, dilsiz konuşurken 
Miyar, nerdesin, gel artık bana
İnsanca düşlerim var yarına 
Şaşırmış, karışık yaşamımda
Sevgi arıyorum paylaşımda
Elim sende, kalmasın havada


Söz insan içindir, ya insanlık kaybedilmişse?

(Şiir akrostiş ve hece üzerine yazılmıştır)

MEHMET ÇOBAN   

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2009 - VUSLAT İÇİN AYRILMANIN DESTANI: HİCRET

Kategori: ahmed kalkan

VUSLAT İÇİN AYRILMANIN DESTANI: HİCRET

                                                                                                                     
Hicret, kişi veya kişilerin bulundukları yerden bedenle, dil veya kalp ile göç ederek ayrılmasıdır, bir şanlı destandır hicret, sevda için güzel çile, zafer için de bir bedel.   

Hicret, sadece bir takvim başlangıcı değil; bir çağın kapatılıp yeni bir çağın açılmasıdır. Hicretle birlikte câhiliyye, yerini mutluluk çağına bırakmıştır. Kur’anî tarih yorumuna göre insanlık tarihinde her biri hicretle başlayan üç çağ vardır. Hz. Âdem’in Cennetten hicreti/firakı ile başlayıp Hz. Mûsâ ve mü’minlerin Mısır’dan hicretine kadar süren kurûn-ı ûlâ/İlk çağ, bu olayla birlikte başlayan kurûn-ı vustâ/Orta çağ ve Hz. Peygamberimiz’in hicretiyle başlayıp kıyâmete/yaratıkların zorunlu hicretine kadar sürecek kurûn-ı uhrâ/Son çağ.     

 Hayat, iman, sabır, hicret ve cihaddır. Bunlar olmadan hayat, yaşamak değil; olsa olsa ömür tüketmek ve tükenmektir.

Bireyden cemaate, cemaatten devlete adım atmak, Hak dâvâya uygun ortamlar aramak, meş’aleyi uzaklara taşımak, muhteşem dönüş için hazırlanmaktır hicret.

Hicret, nebevî bir harekettir, peygamberlerin ortak kaderidir; Onların izinden gidenlerin de değişik biçimleriyle hayatlarının en az bir diliminde ortaya çıkan bir tavırdır.

Hicretin kendisi ve uygulanış şekli, baştan sona “tedbir” demektir; ALLAH’ın bilmediğimiz kapılarını açması için bildiğimiz kapıları usûlüne göre çalma, çözüm ve çıkış yolu için fiilî duâdır.

Hicret, savaş alanından kaçmak, mücâdeleyi bırakmak değil; daha güçlü bir şekilde dönmek için strateji değişikliğiyle, siyasî manevrayla kamp yeri arayıp orada güç toplamaktır.

Yurt dışında aranan destektir. Daha hızlı sıçrayabilmek için gerileme ve gerilmedir. Cephe değişikliğidir, merkezi dışarıdan sarıp kuşatmak, merkezi fetih için çevreden eyleme geçmektir hicret.

Hicret, baskıları durdurma gücünün olmadığı yerde, baskıların kendini durdurmasına izin vermemektir. Zulme boyun eğmeme, zilleti kabul etmeme bilincidir.

Hicret; yolunu bulanların, daha doğrusu yoldan çıkanların yolsuzluklarıyla Hak yolu tıkadığı durumlarda çıkış yolu bulma girişimidir.

Hicret, taşlaşmış kalpleri ve yerleri terkedip su çıkacak vâdiler keşfedip faâliyeti verimli topraklarda yoğunlaştırmaktır. Fidan halindeki dâvâyı verimsiz topraktan çıkarıp elverişli bir toprağa götürüp dikmektir hicret.

Hicret, doğduğumuz veya doyduğumuz yerin ALLAH için terk edilemeyecek değerde olmadığını ilan etmek, ALLAH'ı her şeye tercih etmektir.

Hicret, memleketinde Müslümanca yaşayamayan bir mü’min için, ALLAH’ın geniş arzında mutlaka Müslümanca ve insanca yaşanacak bir yer olduğunun bilincine varmaktır.   

Hicret; kavmiyetçilik, ırkçılık, şehircilik anlayışına vurulan darbenin adıdır. Ülke vatandaşlığından ümmet bilincine yükselmektir. Kendi memleketinin bâtıl yönetimine karşı mücâdele hazırlığıdır.

Müslümanların zulüm düzeninin bir parçası olarak yaşamayı reddedişleri ve küfrün karşısına bağımsız bir güç olarak çıkma tavrıdır hicret. İnsanî ve İslâmî haklarını gasbeden tâğutlardan berî olmak, onları protesto etmektir. Sadece zulümden kurtulmak değil; aynı zamanda zulme karşı çıkma ve son verme eylemidir.

Hicret, daha yüksek ideal ve hedeflere ulaşmak için sevdiklerini gözünü kırpmadan geride bırakarak çıkılan yolculuğun adıdır, İlâhî yardımın paratoneri, zaferin müjdesidir.

Altyapısını iman ve sabrın oluşturduğu hicretin bir sonraki aşaması cihaddır. İmansız sabır, sabırsız hicret, hicretsiz cihad/kıtâl, cihadsız zafer ve kurtuluş olmaz! Hicret; sosyal, siyasal ve askerî alanlarda cihad için düğmeye basmak, eyleme geçmektir.   

Bozuk çevreden güzel çevreye geçmek, çevrenin çocuklarını ve kendini mahvetmesine izin vermemektir; çevreyi düzeltemiyorsak çevrenin bizi bozmasına müsâade etmemektir.     

Hicret, câhiliyye ile, onun kural, kurum ve bağlılarıyla ilişkileri koparıp atmak, bağımsız ve özgür olarak İslâm’a teslim olup O’nun hâkimiyeti için çalışmaktır.

Esâretten kurtulma gayretidir, görünen ve görünmeyen zincirleri kırmak, zindandan özgürlüğe çıkmak, mahkûmiyetten hâkimiyete adım atmaktır.

Mü’min kimse, hür olarak insanca ve dâvâsı uğruna yaşayabilmek için gerekli her bedeli ödemeye hazırdır; dünyada izzet ve devletin, âhirette de cennetin bedeli hicrettir. 

Tevhid mücâdelesinde bulunan insanların şu veya bu şekilde geçmek zorunda olduğu bir kapıdır/köprüdür/süreçtir hicret.

Bedeni, dili ve kalbi ile insanın kendisine ALLAH’ı unutturan çevresindeki her şeyden ayrılarak bütün varlığı ile ALLAH’a ilticâsıdır.

Hicret, ALLAH’a yönelmektir, O’na yaklaşmak, O’na sığınmaktır. Madde ve menfaat için, dünyevî eğitim için; iş, aş ve eş için hicretleri çok gördük. Ama günümüzde ALLAH için hicret edenleri nasıl göreceğiz?     

Küfürden imana, haramlardan helâllere, günahlardan sevaplara, isyandan itaate, kötülükten iyiliğe, rezîletten fazîlete göz arkada kalmadan yapılan kutlu bir yolculuktur.

Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır, evde kılınan namaza karşılık, câmiye hicret edilerek cemaatle kılınan namazın yirmi yedi derece sevabı, hicret rûhunda saklıdır.

Yeryüzü yerinde saymıyor, her an dönüyor, hareket/hicret ediyor. Gökteki tüm yıldızlar, galaksiler, güneşler de yörüngeleri etrafında her an hicret halindeler. İnsandaki kan, vücut organları arasında hicret etmeseydi, ne olurdu? Öyleyse, hayat hicrettir, hicretsiz hayat olmaz.

Yerdeki sular buharlaşarak göklere hicret eder, bulutlar hicret içinde onları taşır, rahmet kanatları yeniden işlenip şekillenen bereket damlalarını hicret ettirerek taşıyıp uygun yerlere gönderir/hicret ettirir.   

Bitki tohumları hicret ederek canlanır, yeni mekânlarda yeni bir hayata başlar; bazı hayvanların yaşaması için her mevsim vatan değiştirip hicret etmeleri hayatî bir zarûrettir.

Hemen tüm hayvan ve insanların nimetlere ulaşması için hicret etmeleri şarttır. İnsan, önce anne karnına, sonra yeryüzüne, daha sonra ebedî âleme hicret eden bir muhâcirdir. Hicret bir fıtrat kanunudur.

ALLAH’tan gelen ruh O’na hicret edecektir. Dünya otelinde misafir olan insan adlı yolcunun son durağı, bu muhâcirin son hicret yurdu Cennet olmalıdır, çünkü orası onun ana vatanı, baba ocağıdır. Muhâcir insan orada yaratıldı, orası için yaratıldı, onu hak etmek için yaşamalıdır.

ALLAH için gerektiğinde evi, iş yerini, mahalleyi, şehri veya ülkeyi değiştirebilmektir. Gerekiyorsa işi, eşi, aşı, malı-mülkü, okulu, diplomayı, makamı, rahatı, vatanı... terk edebilmektir.   

Fânî olan şeyleri terk etmedikçe Bâkî olana, ebedî olana kavuşmanın imkânsız olduğunu kavramaktır. 

Hicret denilince, kardeş kavramları, “muhâcir” ve “ensâr”ı, “kardeşliği” ve “fedâkârlığı” hatırlamamak ne mümkün! Hicret rûhunu kaybedince onları da kaybettik ve kaybolduk.

Ey hicret! Sen Müslümanların takvim başısın. Müslüman olduğunu iddiâ ettikleri halde, hıristiyanlara göre ve onlar gibi "yılbaşı"nı kutlayanlar seni yeterince tanımıyor ve değerlendirmiyorsa, onları da mesajınla dirilt!


Yalvarıyoruz ey güzel hicret! Ne olur bizden hicret etme!

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/10/2009 - İnsandan İstenen!.

Selamların En güzeli İle..
İşlerimizin başı ve sonu ALLAH’a(cc) hamd etmektir…O’nun adıyla başlıyorum. Ve yegane önderimiz Peygamberimize salat ve selam yolluyorum.Ve yine selam Peygamberimizin(sav) aline,ashabına, O’nun yolunu takip eden ALLAH’ın dostlarına ve siz değerli okuyucularımıza olsun diyorum…
ALLAH(cc), İnsanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını beyan ediyor.Her ikisini de “Kul”  hitabıyla muhatap almış ve fakat ikisini de yaratılışları icabı farklı farklı  vazifelerle vazifelendirmiştir.Her iki cinsten istenen de; Kendisine kulluk  edilmesi ve yaratılış gayesi çerçevesinde ,kendilerine çizilen hudud içerisinde hareket etmeleri !..Yaratılış gayesi Ayeti kerimde şöyle bildirilmiştir. “Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”(1) . Esasında tüm yaratılmışların,Yaradılış gayesi   kulluk manasına gelen  ne varsa, hepsinin yalnızca ALLAH’a  sunulmasıdır…İnsan cinsinden ilk olarak H.z Adem yaratıldı,sonra da eşi Hz.Havva!..Hz. Adem yaratıldığında ,Hz.Adem için istenen selamlama/saygı emrini iblis(Şeytan) beğenmemiş,kafasına göre bir kural/kanun belirlemiş ve kafasından belirlediği kanuna uyarak isyan etmişti. ALLAH’ın vaaz ettiklerine ilk baş kaldıran,ilk isyan eden,nefsine ilk tabi olan İblis( şeytan) aleyhi lane olmuştu..Sapma nedeni olarak, insanı  görmüş ve  azılı düşman kesilmişti insanoğluna...ALLAH’(cc) İlk insanı cennete yerleştirmişti.Tahayyül sınırlarını aşan güzelliklerle donatılmış olan cennette, her şey serbest,yalnız bir ağacın meyvesi yasaklanmıştı Adem’e(İnsan)..Daha nice hikmetlere binaen “Cennette olsan dahi başı boş sanma kendini” mesajını da okumak mümkündü cennetteki yasak meyveden..
İblis(Şeytan) ,her insana göre farklılık arz eden zayıf yönlerini kullanıp, vesvese vererek aldatıyor insanı.Ölümsüzlük vesvesesi ile aldattı  Hz.Adem  ile Hz.Havva’yı. Yasak ağacın meyvesinden yedirmeyi başarmıştı(!?)..ALLAH’ın koyduğu sınırı aşanların yeri değildi cennet,bu nedenle çıkarıldılar cennetten ve yer yüzüne yerleştirildiler!.ALLAH’ın kendileri için çizdiği hududu ihlal ettiklerini  fark ettikleri an tövbeye yöneldiler. Yaratılmışlar için hata yapmak mümkündü ama,şeytan ile Adem  arasındaki farktı tövbe!...
İmtihandı adı!.
insan çeşitli kabiliyetlerle donatılmış olsa da başı boş bırakılmamıştı “İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?”(2).Tüm evrenin olduğu gibi,insan hayatının Hakimi/yöneteni/ vaaz edeni/Maliki de ALLAH’tı(cc).İnsanların hayat tarzlarını vahiyle bildirmiş,tebliğ etmeleri için de Peygamberler(elçiler) görevlendirmişti.Vahyin nedeni;Hayata nizam veren kanunlar” ALLAH o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.”(3)
Elçilerin nedeni ise vaaz edilen kanunların, nasıl uygulanacağına yönelik örnek,model teşkil etmeleriydi. (Bunun içindir ki din ve ibadet şekli olarak,elçilerden sonra icat edilenler bidat sayılmıştır)..Buna göre insandan istenen, hayatı yaşarken her alanda ALLAH’a sorarak yaşamak,örnek olarak da elçiyi baz almaktı “Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf ALLAH'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLAH'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette ALLAH'ı affedici, merhametli bulurlardı.”(4)
 “Andolsun, sizin için, ALLAH'ı ve ahiret gününü umanlar ve ALLAH'ı çokça zikredenler için ALLAH'ın Resulü’nde güzel bir örnek vardır.”(5)

İşte bu bağlamda  yer yüzünde hayat sürmeye başlayan insanın peşini, azılı ve ebedi düşmanı olan şeytan boş bırakmadı/bırakmayacaktı ve bırakmayacakta!. Gücü yalnızca vesveseye yeten şeytanın, zaaf yönlerini iman ile güçlendirmeyenlere sadece gücü yetiyordu.. Buradan hareketle tüm yandaşlarıyla savaş ilan etti insanoğluna!.Dönem dönem yeni ve yeniden Peygamberler görevlendirildi,insanlara yaşam tarzlarını tebliğ etmeleri için..İnsan eğitime muhtaçtı ve başı boş bırakılamazdı..İnsandan istenen ise sadece tezkiye idi..İstenen bu tezkiye/temizlik önce imandan başlamıştı.Önce İmanı her türlü batıldan/hurafeden/şirk’ten/Tuğyandan  temizlemek..
Sonra amellerde idi(yaptığımız işler/ibadetler) istenen temizlik.Ameller her türlü riyadan,gösterişten,seyyiattan temizlenecekti ve Salih olma özelliğini taşıyarak temiz olabilirdi ancak..
Ve daha sonra da  ahlakta idi istenen temizlik..Ahlaki yapının da; Her türlü kin,gurur,kibir,öfke vb enaniyeti ifade eden, egoizmin tasallutundan temizlemek..Şeytan ise bu üç noktadan, en önce imani noktada tüm çabasını sarf ederek,arı duru bir iman çizgisinin  ihlali için savaşmaktadır ademoğluyla!.Onun işi,adem oğlunu kendisiyle birlikte ateşe götürmektir.Adem oğlunun  işi de tezkiye,.Zira ancak tezkiye edenler kurtulacaktı” Doğrusu, ancak (tezkiye)temizlenip arınan felah bulmuştur”(6)..
Selam ve dua ile…

Dipnotlar:
1:Zariyat suresi.56
2.Kıyamet suresi.36
3:Maide suresi:16
4:Nisa suresi:64
5:Ahzab suresi.21
 6:A’la suresi:6

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/10/2009 - zeynepder

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/10/2009 - ALLAH'IM! BİZLERE İMANI SEVDİR

Kategori: makaleler
Dua, sözün sultanı olan Efendimiz’in ifadesi ile; “Müminin silahı, ibadetin beyni, hatta ibadetin ta kendisidir.” Dua etmek nasıl önemli ise, dua da kullanılacak kelime ve cümlelerde bir o kadar önemlidir. Bu önemden dolayı, ilahî kelam bir çok ayetinde bize farklı lisanlardan dua örnekleri vermekte, adeta muhataplarına; “işte size numuneler, bu örneklere bakın ve böyle dua edin” demektedir.

Vahyin bu dua örneklerinin yanında ayrıca bir dua insanı olan Efendimiz’in hayatının tamamını kuşatan dualarına da şahit olmaktayız. Cevamiü’l Kelim olan, yani az söz ile çok şey söyleme kudretine sahip olan Efendimiz, vahiyden aldığı ilham ile, hayatının her alanını dualarla süslemiş ve bizlere de bu konuda çok önemli bir miras bırakmıştır.
ALLAH Resulü’nün mübarek lisanından süzülüp gelen dualarının büyük bir kısmı, Kur’an’ın bazı mesajlarının O’nun zihninde yankı bulup, talep cümlelerine dönüşerek dualaştığına şahit olmaktayız. Bu iddiamıza bir örnek vermek gerekirse Hucurat Sûresi’nin 7.ayetini verebiliriz.

Bu ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “… ALLAH sizlere imanı sevdirmiş ve onu kalplerinizin ziyneti kılmıştır. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar (rüşde erenler) bunlardır.”
Ayette rüşde yani aklî ergenliğe ulaşanların özellikleri işte böyle güzel ifadelerle belirtilmektedir. Raşid olmak, yani aklen olgunluğa ermek; her mümin insanın en büyük çabası olması gerektiği gerçeğinden hareketle, ALLAH Resulü (s.a.v.) yukarıdaki ayette geçen ifadelerin hepsini bir dua formuna çevirmiş ve kendiside bir ömür bu duayı okuyup, okunmasını da tavsiye etmiştir.

Büyük İmam Ahmed b. Hanbel’in rivayetine göre, ALLAH Resulü özellikle bu duayı sabah namazlarından sonra yapardı. O (s.a.v.) bu duası ile; istenilecek, talep edilip, sığınılacak, yegane makam olan dergah-ı ahadiyetten nelerin, nasıl istenileceğini bize hayatı ve lisanı ile göstermektedir. Efendimiz, Kur’an’da geçen ifadelerden aldığı ilham ile demektedir ki: “Allâhumme habbib ileynal-îmâne ve zeyyinhu fî kulûbinâ ve kerrih ileynal-kufre vel-fusûka vel-‘isyâne vec‘alnâ miner-râşidîne.”

“ALLAH’ım! Bizlere imanı sevdir ve onu kalplerimizin ziyneti kıl. Küfrü, fıskı / her türlü çirkinliği, taşkınlığı ve yine sana karşı isyanı ise kerih göster. Bizleri aklî olgunluğa ermiş olanlardan eyle.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/424)
Önceki iki yazımızda da değindiğimiz gibi, aklî ergenliğe varmak, yani rüşde ermek ve raşidlerden olmak çok önemlidir. Bu öneminden dolayıdır ki, gerek Kur’an’da, gerek Efendimiz’in (a.s.) lisanında buna dair bir çok mesaja rastlamaktayız. İşte Hucurat Sûresi’nin bu ayetinde ve bu ayetten ilham alarak ALLAH Resulü’nün mübarek lisanında duaya dönüşmüş bu rivayette de görüldüğü gibi, raşid olmanın yolu; “ imanı sevmek ve onu kalbin ziyneti kılmaktır.” Burada geçen imanı sevmek ifadesi de çok mühimdir. Demek ki; iman sevilmesi gereken, hatta yüreklerin süsü ve ziyneti edinilmesi gereken bir sorumluluktur. Eğer bu yükümlülük yerine getirilirse, mümin zaten kendiliğinden bazı şeyleri kerih görmeye başlayacak, hatta bazı şeylerden tiksinecek ve değil hayatında, rüyalarında dahi onlara yer vermeyecektir.

İman bir kalpte ziynet olmaya başladığı andan itibaren, sahibi raşid olacak, raşid bir insan ise; en önemli özelliği ile muhakeme yeteneğini elde edecek, böyle bir yeteneği elde eden de, küfürden, inkardan, fısktan, yani çirkinlik ve taşkınlıktan, sınırları zorlayan her türlü isyandan uzak durarak olgunluğun zirvelerine doğru tırmanacaktır.
İmanını sevmeye başlayan raşid bir insan, sevdiği değerler yolunda gayret içerisinde olacak, imanının yolunda bir sahabî şuuru ve bilinciyle hareket etmeye başlayacaktır. İmanı elde edilmiş en kıymetli hazine olarak görecek ve bu değerli hazinenin yoluna her değerin feda edilebileceğinin farkına varacaktır.

İmanını sevmeye başlayan, o sevgili edinilen değeri mahrum gönüllerle paylaşma noktasındaki sorumluluğunu anlayacak, benim sevdam büyük deyip, büyük sevdaların ve rüyaların insanı olma noktasında yanıp tutuşacaktır.
Bunun için imanlarımızı sevmek, hatta ona aşık olmak zorundayız.

O halde Alemlere Rahmet olan Efendimiz’in duası, en büyük duamız olmalıdır:   “ALLAH’ım! Bizlere imanı sevdir.”


 MUHAMMED EMİN YILDIRIM
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/10/2009 - ALLAH'a ulaşmanın yolu

Kategori: deneme

ALLAHA ULAŞMANIN YOLU

Elbette ki her insanın İslam ve İslami yaşayış hakkında bilgisi ve bu konuda kanaatleri vardır. Bu bilgi ve kanaatlerin ne kadarı doğrudur ne kadarı islamı anlamak için yeterlidir bilinmez. Bu bilgilerin çoğu kulaktan dolma bilgilerdir. Ya aileden ya arkadaş çevresinden ya takvim yapraklarından ya da medyadan izlediği kadarıyla islamı öğrenmeye anlamaya çalışır. İnsanoğlu nedense hep Kuran yerine başka şeylere yönelir islamı öğrenmek için. Hâlbuki insan  islamı ALLAH ’ı, kâinatı ve kendimizi tanımamızın yolunun Kuranı okumaktan geçtiğini bir türlü idrak edememektedir.

Kuran bir rehberdir önümüzde ALLAH ’a giden yolda. ALLAH kuranda şöyle buyurur:

Hala Kuran’ı iman ile düşünmezler mi? Eğer o ALLAHIN dışında başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, elbette içinde birçok karşıtlık bulacaklardır.(nisa-82)

Sözlerini Cebrail (as) vasıtasıyla bize ulaştıran RABBİM Kuranda kendi varlığını tek ilah olduğunu defalarca vurgular.

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O ‘ndan başka ilah yoktur ; O Rahman’dır,Rahim’dir.
 ( bağışlayan ve esirgeyendir) (bakara-163)

ALLAH’ı belirli kalıplara sokan insanlar , hayatının bir bölümüne dâhil edip başka bölümlerinden çıkarmışlardır. ALLAH’ı camiye ,namaz esnasına, hastayken , biri öldüğünde vs. hatırlayan ve yaşamına dahil eden insanoğlu günlük yaşantısında sanki bağımsız hareket etme hakkına sahipmişçesine ALLAH’ı unuturlar, ALLAH ‘ı uzak sanırlar .
Yüce Yaradan Kuranın Kaf suresi 16. ayette kendisinin ne kadar yakın olduğunu şöyle ifade eder.
...Biz ona şah damarından daha yakınız.

Yaratılan her varlık canlı ya da cansız ALLAH ‘ın iradesindedir. Yaratılan bir varlık olan şeytanda dâhil. Bazı insanlar şeytanı bağımsız zanneder. Gerçekte yaratılan her varlık ALLAH ‘ ın  iradesine boyun eğer . Yüce Rabbim  insanı imtihan etmek için şeytanı yaratmıştır. Şeytanda ALLAH ‘ın kontrolündedir.
(ALLAH) dedi ki: “öyleyse oradan (cennetten) çık artık sen kovulmuş bulunmaktasın”
“ve şüphesiz ,din gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.”
“dedi ki: “Rabbim öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı”
Dedi ki: “o halde süre tanınanlardansın”
“bilinen vaktin gününe kadar”
Dedi ki:”Senin izzetin adına andolsun ben onların tümünü mutlaka azdırıp –kışkırtacağım”
“ancak onlardan muhlis olan kulların hariç”
(ALLAH) “işte bu haktır ve ben hakkı söylerim” dedi.
“andolsun ,senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım”(sad-77-85)

Kendisini ,sıfatlarını, insanı, insanın en büyük düşmanı şeytanı ,insanın günlük yaşantısını düzenleyen sınırlarını,ölümü ve dirilmeyi bize açıkça  anlatan Yüce Yaratanın biz aciz kullarına verdiği en büyük mucize kuran okunmalı yaşanmalıdır..
Sonsuz kurtuluşa ve mutluluğa ulaşmanın en güzel yoludur Kuran. EBVAA

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

gün;umudu ,aşkı,azmi,iradeyi canlı tutabilme günüdür...

Kategoriler

Arkadaşlarım

Özkan Özdemir
subat75
hazanmevsimleri
siyahpatya
tabiin
beti
rahmetli645
bennur76
geleceginyok
sevgipinari01
huzuryolu1
okanbozkurt
leyl67
mehmet orhan durdu
rufeydem
sanageleyim
usta28
guliahsen
mukaddime
fiberoptikci
salat20
siirseviyorum
tertill
metinoll
vuslatameftun
eksilirim
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA